Örüntü dediğimiz şey ne?

İlişkisel örüntü, yakınlık kurduğumuz kişilerle tekrar tekrar kurduğumuz duygusal ve davranışsal desendir. Kimin karşımızda olduğu değişse bile hissettiğimiz şey benzer kalır: aynı tedirginlik, aynı geri çekilme, aynı fazla verme, aynı kırgınlık.

Bu desen genellikle üç katmandan oluşur: bir beklenti (“eninde sonunda beni bırakacak”), bu beklentiyi doğrulayan bir algı filtresi (mesajın geç gelmesini soğuma olarak okumak) ve beklentiyi korumak için geliştirilmiş bir strateji (önce ben uzaklaşayım). Strateji kısa vadede acıyı azaltır; uzun vadede beklentiyi doğrular.

Aynı hikâyeyi farklı insanlarla yaşıyorsanız, mesele o insanların benzerliğinden çok, hikâyeyi taşıyan sesin tanıdıklığı olabilir.

Bu desenler nereden gelir?

Bağlanma biçimlerimiz, ilk ilişkilerimizde neyin işe yaradığını öğrenerek şekillenir. Duygularını gösterdiğinde yatıştırılan bir çocuk, ihtiyacını dile getirmenin güvenli olduğunu öğrenir. Duygularını gösterdiğinde küçümsenen, cezalandırılan ya da yalnız bırakılan bir çocuksa başka bir şey öğrenir: ihtiyaç göstermek risklidir.

Şema terapi bu öğrenmelere erken dönem uyumsuz şemalar der. Şemalar kötü niyetli değildir; bir zamanlar gerçekten koruyucu oldukları için yerleşmişlerdir. Sorun, o günün koşulları geçtikten çok sonra bile aynı biçimde çalışmaya devam etmeleridir.

Ayrıca her örüntünün kaynağı çocukluk değildir. Uzun süren bir ilişkide yaşanan güvensizlik, bir ihanet, bir kayıp ya da travmatik bir deneyim de yetişkinlikte yeni desenler kurabilir.

Sık görülen dört tekrar

Aşağıdakiler tanı değil, tarif. Kendinizi birinde tam, birinde kısmen bulabilirsiniz.

  • Terk edilme beklentisi: Yakınlık arttıkça kaygı da artar. Küçük mesafeler büyük tehdit gibi okunur; sürekli güvence aranır ya da kişi kendini önce geri çeker.
  • Kendini feda etme: İhtiyaçları hep karşıdakinin ihtiyaçlarından sonra gelir. Hayır demek suçluluk yaratır. Zamanla biriken kırgınlık, nedeni anlaşılmayan bir öfkeye dönüşür.
  • Duygusal yoksunluk: “Kimse beni gerçekten anlamıyor” hissi. Kişi genellikle ihtiyacını dile getirmez, çünkü nasılsa karşılanmayacağını varsayar — ve karşılanmadığında bu varsayım doğrulanmış olur.
  • Kusurluluk: Sevilmek için sürekli daha iyi olmak gerektiği inancı. Yakınlık kurulduğunda “beni gerçekten tanısa kalmazdı” korkusu belirir.

Neden hep benzer kişileri seçiyoruz?

Buradaki mekanizma çoğu zaman sanıldığı gibi “kötü seçim yapmak” değildir. Üç şey aynı anda olur:

  • Tanıdıklık güven gibi hissedilir. Duygusal olarak öğrendiğimiz dinamik, sağlıklı olmasa bile bize “doğru” gelir. Öngörülebilir acı, öngörülemeyen iyilikten daha az korkutucu olabilir.
  • Davranışlarımız karşıdakinde tepki üretir. Sürekli güvence aramak karşıdakini yorabilir; sürekli geri çekilmek uzaklaşmayı hızlandırabilir. Böylece korkulan sonuç, korkunun kendisi tarafından üretilir.
  • Şemaya uymayan kişileri fark etmeyiz. İstikrarlı ve sakin davranan biri bazen “kıvılcımsız” bulunur; çünkü içimizdeki alarm devreye girmediğinde ilişki heyecansız hissedilebilir.

Burada önemli bir sınır var

Örüntülerden söz etmek, kötü muameleyi açıklamak ya da mazur göstermek değildir. Şiddet, tehdit, sistematik aşağılama ve kontrol; anlaşılması gereken bir desen değil, sonlandırılması gereken bir durumdur. Böyle bir ilişkinin içindeyseniz, öncelik güvenliğinizdir. 183 Sosyal Destek Hattı'ndan destek alabilirsiniz.

Bir örüntü nasıl değişir?

Örüntüler bilgiyle değil, yeni bir deneyimle değişir. “Bunu yaptığımı biliyorum ama yine yapıyorum” cümlesi bu yüzden bu kadar yaygındır. Terapide çalışılan adımlar genellikle şöyle ilerler:

  • Örüntüyü, tam olarak devreye girdiği anda fark edebilir hâle gelmek.
  • O andaki duygunun kaç yaşında olduğuna bakmak: bu his bugüne mi ait, çok daha eskiye mi?
  • Şemanın koruyucu tarafına saygı göstermek; onu düşman ilan etmemek.
  • Terapi ilişkisinin kendi içinde, korkulanın olmadığı yeni bir deneyim yaşamak.
  • Küçük ve dayanılabilir denemelerle ihtiyaç dile getirmeyi, sınır koymayı, kalmayı ya da gitmeyi denemek.

Terapi ilişkisinin kendisi burada özellikle önemlidir. Çünkü örüntü ilişkide öğrenildiyse, çoğu zaman yine bir ilişkinin içinde çözülür.

Peki bu benim suçum mu?

Hayır. Bir örüntüyü fark etmek, sorumluluğu tamamen üstlenmek anlamına gelmez. Bu desenler size sorulmadan, çoğu zaman çok küçükken yerleşti. Ama bugün onları değiştirebilecek olan da yalnızca siz olabilirsiniz — ve bu iki cümle birbiriyle çelişmez.

Terapi bu örüntüleri suçlamak için değil, görünür kılmak için vardır. Kişi aynı hikâyeyi neden tekrar yaşadığını gördükçe, ilk kez başka bir ilişki kurma ihtimali de belirir.

Acil bir durumdaysanız

Kendinize ya da bir başkasına zarar verme düşünceleriniz varsa lütfen beklemeyin: 112 Acil Çağrı Merkezi'ni ya da 183 Sosyal Destek Hattı'nı arayabilir, en yakın hastanenin acil servisine başvurabilirsiniz. Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; tıbbi tanı ya da tedavi yerine geçmez.

Son olarak

“Ben hep böyleyim” cümlesi çoğu zaman bir kader değil, bir alışkanlığın adıdır. Alışkanlıklar yavaş değişir; ama değişir.

Bu yazıdaki tariflerden biri size fazlasıyla tanıdık geldiyse, bunu birlikte konuşabiliriz. Bir ilk temas kurmak için birkaç cümle yeterli.